Skip to content

Doğum Hikayemiz

Mayıs 17, 2010

Nihayet iki satır yazabilecek vakti bulabildim. Detayları unutmadan önce, ilk olarak doğum hikayemizi yazayım.

Geçen hafta pazartesi günü doktor kontrolümüze giderken bebeğin başaşağı dönmemiş olduğunu hissediyor olmama rağmen hala içimde bir umut vardı. Belki ben yanlış hissediyorumdur diye umuyordum. Ama ultrasonda görüldü ki; bebek yan duruyor. Ve göbeği rahim ağzına bakıyor. Rahim ağzı bebeğin başı ya da poposuyla kapalı olmadığı ve hemen rahim ağzının önünde bebeğin kordonu bulunduğu için doğumun başlaması halinde %1 gibi bir ihtimalle “kordon sarkması” riskinin olduğunu anlattı doktorumuz. İhtimal düşük olsa da gerçekleşmesi halinde bebeğin hayati tehlikesinin olabileceğini söyledi.  Hep birlikte perşembeye kadar beklemeye ve o zamana kadar dönmezse nasıl bir yol izleyeceğimizi o gün konuşmaya karar verdik. Bu arada ben mümkün olduğu kadar çok dinlenecektim.

Biz eşimle alışveriş yapıp eve geldik. Durumu annelerimize anlatırken ciddiyetini idrak etmeye başladık. Evet, %1 düşük bir ihtimaldi ama gerçekleşirse o artık bizim için %100 demekti. Korku dolu gözlerle birbirimize bakıyorduk. Aldığımız riskin boyutunu anlamaya çalışıyorduk. Alper Mumcu’nun sitesindeki “Kordon Sarkması” yazısı ve sonunda yazan “Su kesesinin hastane dışında açıldığı durumlarda kordon sarkarsa kişi hastaneye ulaşıncaya kadar genelde bebek kaybedilir.” cümlesi korkularımızı perçinledi! Ben artık ağlıyordum. Sadece benim normal doğum yapma isteğim nedeniyle bebeğe ya bişey olursa?, Bu vicdan azabı ile nasıl yaşarım ben?, Peki ben daha ilk bebeğimi sezaryenle dünyaya getirirsem hiçbir zaman normal doğumu yaşayamıycak mıyım?, Kolay mı sezaryenden sonra normal doğum yaptıracak doktor bulmak?, Zaten bana birşey olur diye korkup ikinciyi normal doğurmamı kocam da istemez!, Beklesek döner mi acaba?, Ya dönecekse ve biz sezaryenle bu şansı ondan esirgemiş oluyorsak?, Çocuğumun doğal yollarla doğma hakkını ya yok yere elinden alıyorsak?… şeklinde giden bir düşünce silsilesi içinde kendimi tutamayıp gözlerimden boşalan yaşlara engel olamıyordum! 

Eşim bu arada bana göre nispeten daha sakindi. Aldığımız riskin çok büyük olduğunu, bebeği kaybedersek yaşayacağımız üzüntünün sezaryen oldum diye yaşayacağımızın yanında kıyas kabul etmeyeceğini, bebeğimizi sağlıkla kucağımıza almamızdan daha önemli hiçbirşey olmadığını, 3 gün daha ya kordon sarkarsa ve bebeğin hayatı tehlikeye girerse korkusuyla beklemenin yersiz olduğunu anlattı bana. Ve doktorumuzu aradı. Doktorum telefonda “Bence de riske girmeyelim, 39 haftayı doldurmuş bebek, doğum için hazır, normal doğum isteğinizi bildiğim için dinlenerek Perşembe’yi bekleyelim dedik ama riske atmaya bence de gerek yok, bu akşam bile alabiliriz” diyince eşim benimle tekrar konuştu. Bebeğe birşey olma ihtimalini (hele de bunun benim normal doğum inadım yüzünden olduğunu) düşünmek bile bana yetti. Doktorumla ben de telefonda konuştum ve kararımızı sezaryen olma yönünde verdik. Sabah 05:00 te hastanede olacaktık ve 07:00 de ameliyata alınacaktım.

Hayatımda hiç hastanede kalmadığım için hastanede kalmaktan, lavmandan, sondadan, anesteziden, ameliyatdan deli gibi korkuyordum! Bütün gece hiç uyumadık. Aklımda hala bin tane soru işareti vardı. Hepsi “acaba doğru mu yapıyoruz” a çıkıyordu! O kadar endişeliydim ki; yaşanabilecek her anı ayrı ayrı düşünüp ayrı ayrı endişeleniyordum. Hiçbir zaman dümdüz sırtüstü yatamayan, hemen tansiyonu düşen bir insan olarak ameliyat boyunca nasıl sırtüstü yatacağım diye bile endişelendim!

Sabaha karşı 05:00 te hastanedeydik. Annem, ben, eşim, hepimiz o kadar tedirgindik ki, nefes alıp verişlerimizden taşıyordu tedirginliğimiz!

Bizi odamıza aldılar. Hemşireler geldi. Ameliyat önlüğünü giydirdiler, tansiyon ölçümü, kan alımı, lavman (ki korkulacak birşey yokmuş bunda), damar yolu açılması, kısa bir NST derken, babaannemiz de İzmir’den yetişti. Ben anestezist gelicek diye rahat rahat beklerken “hadi bakalım gidiyoruz” diye beni alıverdiler. Eşimle birlikte aşağıya ameliyathaneye kadar gittik. Girişte onu giyinmesi için odaya aldılar. Beni de tir tir titreyerek ameliyat masasına… Soğuk, korku, endişe, ne olacağını bilememenin tedirginliği beni gözle görülür derecede titretiyordu. Anestezist iğneleri yaptı. Çok acımadı, sadece diş ağrısı gibi saniyelik bir ağrı duydum.

Ama korktuğum gibi, ne olduysa beni sırtüstü yatırdıklarında oldu. Tansiyonum hızla düşmeye başladı. Normalde bile 10/6 olan tansiyonumun bu hızlı düşüşü ben de çok şiddetli mide bulantısı, çarpıntı ve ölüyormuşum gibi bir his yaptı. Durmadan “çok kötüyüm, çok midem bulanıyor, başımı biraz kaldırır mısınız, kusucam galiba, çok kötüyüm, çok kütüyüm” diye sayıklamaya başladım. Bu arada doktorum ameliyat masasının baş tarafını biraz yukarı kaldırtıp masayı sola yatırttı. Sürekli ” Birkaç saniye içinde geçicek!” dedi. Ve damar yolumdan iki enjektör dolusu ilacı hızla verdirtti. Gerçekten birkaç dakika sonra hafifledi ve tamamen geçti. Ama benim için oldukça uzun birkaç dakika oldu! Kendime geldiğimde eşim de gelmişti. Ve ameliyat başladı. Ameliyat boyunca eşim elimi hiç bırakmadı. Bebeği çıkartırken doktorum ” Bebeğin babası sezaryene ikna ederek hem annenin hem bebeğin hayatını kurtarmış, bebeğin boynuna ve ayağına birer tur kordonu dolanmış” dedi. Bunu duyunca o kadar rahatladım ki; bebeğim kurtulduğu için, ya yanlış bir karar verdiysek soruları son bulduğu için içim ferahladı.

Ve bebeğimizi çıkardılar. “İyi mi?” diyorum, “Evet çok iyi” diyorlar. “Neden ağlamıyor?” diyorum. “Ağlıycak şimdi” diyorlar. “İyiyse neden ağlamıyor?” sorularımın arasından “Viiiiiiiyeeeeeeee” diye duyulan ses hayatımda duyduğum en güzel sesti! Yanıma getirdiler. Öptüm, kokladım meleği! Göğsüme verdiler bir iki saniye, babasına öptürdüler ve bakımlarını  yapmak için götürdüler.

Babamızı da dışarı aldılar. Benim dikişlerimi tamamlayıp odama çıkardılar. Ben odama gittikten sonra plasentanın vücuttan ayrılmasından kaynaklanan titremeler başladı.10-15 dakika sonra bu titremeler geçince bebeğimizi getirdiler!

Sonrası malum zaten… Öpme, koklama, hayran hayran seyretme, bakmaya doyamama, emzirmeye çalışma, uyutma, tekrar emzirmeye çalışma….

Sezaryen olmuş olmamı kafama takmamaya çalışıyorum. Meleğimin şu an yanımda içini çeke çeke uyuyor olmasından daha önemli hiçbirşey yok! Çok şükür ki; böyle bir kurtarma ameliyatı şansımız varmış ve sağlıkla birbirimize kavuşmuşuz!

Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşamayı nasip etsin!

Lohusalık hallerimiz azzz sonnraaa… 🙂

 

Reklamlar
10 Yorum leave one →
  1. blogcuanne permalink
    Mayıs 17, 2010 10:42 am

    Ah o Viyeeeee sesi ne güzeldir! 🙂

    Tekrar tebrikler…

  2. Mayıs 17, 2010 1:25 pm

    Gözünüz aydın tekrar, ve iyi ki sezaryen var 🙂

  3. kaymacina permalink
    Mayıs 17, 2010 1:35 pm

    Simge, tekrar tebrik ederim.
    Tabiki takmayacak sezeryan olmayı..nedir yani bebeğinden değerli mi? Önemli olan eli ayağı düzgün, sağlıklı bir melek dünyaya getirmiş olmak ve o viyeeee sesini duymak… sevgilerimle

  4. Mayıs 18, 2010 9:18 am

    tebrik ederim, analı babalı büyüsün inşallah 🙂 nasıl beceriyor bu bebişler kordonları bu kadar dolamayı, bizimki de iki ayağına ikişer kere dolamış, çok şükür ki ikimiz de sağlıkla aldık kucağımıza onları 🙂
    onları gördükten sonra artık hiçbirşeyin önemi kalmıyor, sezaryen ,normal hiç farketmiyor, artık benim aklıma bile gelmiyor nasıl doğurduğum, ameliyat acısı da geçtikten sonra insan unutuyor herşeyi 🙂

    sevgiler,
    peri

  5. esraozlem permalink
    Mayıs 18, 2010 12:40 pm

    Çok çok tebrikler, kesinlikle sağlıkla kucağa almak çok önemli, hoşgelmiş meleğin 🙂

  6. beyza permalink
    Mayıs 18, 2010 1:38 pm

    Merhabalar,
    Blogunu hamileliğim boyunca takip ettim ve çok enteresan bir şey oldu, 1 gün arayla aynı hastanede doğum yaptığımızı farkettim. Birkaç oda arayla yattık hastanede. Benim de ilk bebeğimin boynuna ve bacaklarına kordon dolanıp hareketleri kesilip sancım da başlayınca doktorum riske atmayıp sezeryanı önermişti. araları 2 yıldan az olduğundan 2. kez sezeryan olmak durumunda kaldım. ama önemli olan sağlıklı bir bebek dünyaya getirmiş olman. çok tebrik ederim. Bu arada bebeğin sarılık oldu sanırım, bugün hastanede miydi ne? benimki de maalesef ateşlendi 5. gün. hastane yuvamız oldu anlayacağın. allah bebeklerimizi korusun ve acil şifalar versin…

  7. Mayıs 18, 2010 6:54 pm

    Simgecim hayırlı uğurlu olsun güle güle büyüt kuzunu. Çok şükür sağlıkla kucağına almışsın. Bir bebek 39. haftada doğum poziyonunu almıyorsa mutlak bir bildiği vardır. Kızın sana ne yapman gerektiğini söylemiş ve sen de iyi ki inat etmemişsin.
    Bu arada Beyza ben sizin aynı hastanede doğum yaptığınızı biliyordum ama senle konuşurken daldım unuttum söylemeyi tüh ne güzel tanışırdınız. Ama aşılarda ve kontrollerde birlikte olursunuz bence. Meteciğe tekrar acil şifalar diliyorum…

  8. Mayıs 18, 2010 7:10 pm

    Herkese çok çok teşekkür ederiz!

    Beyza’yla doğumda tanışamamışız ama geç kalmayıp açığı en yakın zamanda kapatırız diye düşünüyorum 🙂

  9. Mayıs 21, 2010 4:27 pm

    Tebrikler Simge! İşte iyi ki sezaryen var dedirten örneklerden birisi daha. Doğru seçim her zaman bebek için en sağlıklı olanı ve sizin durumunuzda bu sezaryenmiş. Gerisini hiç kafana takma bence. Bebişine sağlıklı, mutlu, analı babalı, uzun bir ömür diliyorum. Haberlerinizi bekliyoruz. Sevgiler.

  10. cokoprenses permalink
    Mayıs 29, 2010 8:15 am

    hayırlı olsun.çok çok çok güzel bi bebek!!maşallah ona.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: